in ,

TepkisizTepkisiz

Tükenmişlik Sendromu ve Depresyon

Tükenmişlik Sendromu ile Depresyonun ayrımı, depresif semptomların en az iki hafta süre ile gözlemlenmesi gerekir.

depresyon
Okuma Süresi: 6 Dakika

Tükenmişlik Sendromu Nedir?

Tükenmişlik Sendromu birçok kişide yaygın olarak görülen psikolojik bir hastalıktır. İlk kez 1974 yılında Herbert Freudenberger tarafından tanımlanmıştır. Meslekleri sıkı tempolu olan kişilerde görülen bu rahatsızlık aşırı strese bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.  Tükenmişlik sendromu belirtileri arasında başarısızlık hissi, kişinin kendisini yıpranmış hissetmesi ve yorgunluk gibi maddeler vardır. Bu semptomlar gün içinde ya da uzun bir haftanın sonundaki yorgunluk ile karıştırılır. Duygusal yılgınlık, değersizlik hissiyatı, özgüven eksikliği psikolojik semptomların yanında kalp çarpıntısı ve solunum güçlüğü gibi göğüs rahatsızlıkları, kabız ve ishal gibi de sindirim sistemi bozuklukları görülebilir. Ciddi ve tedavi gerektiren bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırması dizelgesinde yer almaktadır. Bireyin maruz kaldığı mobbing, baskı, fazla titiz çalışma, takdir görmeme ve benzeri sebepler sendromun tetiklenmesinde büyük etkendir.

Depresyon Nedir?

Depresyon, bireyi ruhsal açıdan yoran, gündelik işlerini bile aksatmasına sebep olan, bazı vakalarda ölüm riski bulunan tıbbi bir hastalıktır. Minör Depresif bozukluk ve Majör Depresif Bozukluk olarak iki çeşidi vardır. Bu iki durum da tedavi gerektiren kritik olaylardır. Depresyon belirtileri arasında sürekli üzgün hissetmek, rutinden çok daha fazla ya da az uyuma, aşırı yeme veya iştah kaybı, daimî yorgunluk, değersiz hissetme gibi belirtiler vardır. Fakat bu belirtiler olağan yaşantımızdaki duygusal tepkilerimizle karıştırılır. Depresyondaki bireydeki ümitsizlik gözle görülebilir biçimdedir. Depresif bozukluğun psikoterapik destek gerektirmesinin ana sebebi beyinde gerçekleşen serotonin ve endorfin nörotransmitteridir. Majör depresyon ya da Minör depresyon olan hastanın yakınları için öncelik, yargılamamak, anlamaya çalışmak ve desteklemektir. Aile desteğinin birey için değeri psikoterapiye eş değer sayılabilir.

Farkları Nelerdir? Nasıl Ayırt Edilir?

Tükenmişlik Sendromu ile Depresyonun ayrımı için depresif semptomların en az iki hafta süre ile gözlemlenmesi gerekmektedir. İkisi de iyileştirmeye ihtiyaç duyar. Ancak iki durumun başka elementleri bulunmaktadır. Tanılama için önce bireylerin kendilerini dinlemeleri daha iyi sonuçlar verebilir. Doğru soruları sormak ve kendine karşı dürüst olmak, peşin hüküm vermemek sağlıklı olacaktır. Bunlar kişilerin benliği ile yapabileceği tanımlamalardır. Tıp boyutunda ise tükenmişlik sendromu testi maslach tükenmişlik ölçeği ile ölçülür. Envanterin amacı tükenmişliğin boyutunu belirlemek olarak özetlenebilir. Cevapların nihayetinde elde edilen skor, kişinin ne düzeyde belirti gösterdiğine dair işaret verir. Bazı durumlarda detaylı muayenenin hastalığa ışık tutması açısından birinci sıradadır. Çünkü depresif bozukluk ve tükenmişlik sendromları bir arada seyredebilir. Tedaviye dikkat edilmez ise hangi tanının iyileşme yolunda olduğu kestirilemeyebilir. Kesin sonuçlar elde edebilmek adına psikoterapide yalansız ve açık cevaplar vermek gerekir. İki olayda da hastalıkların fiziksel etkileri de ayırt edici özellikleri olabilir. Yakın gibi gözükse de aslında depresyon, oldukça ağır seviyelere çıkabilir. Ölüm riskinin yükselmesi durumunda kişinin klinik tedaviye alınması uygun olabilir. Sendromun belirtileri de hafife alınmamalı, tedaviye yanıt verilmediği ya da ortada hiç tedavi olmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına dönüşebilir.

Depresyon beck depresyon ölçeği ile geleceğe dair olumsuz bakış açısı ölçülebilir. Aaron T. Beck ve Arlene Weissman tarafından 1974 yılında bulunmuş, 21 soruluk çoktan seçmeli bir testtir. Testin eksikliklerini bilen bir uzmanla çözülmesi daha uygun olur.

Tedavi Yöntemleri

Önceki başlıklarda belirtildiği gibi yakın semptomları olan bu hastalıkların yakın tedavileri bulunur. Başta psikoterapi olmak üzere çevre desteği, ailenin anlayışlı oluşu büyük katkı sağlar. Fakat bunlar tedavi sürecine dahil edilir. Teşhis sürecinde hastalığın henüz tespit edilmemiş olması sebebi ile kişinin daha fazla sürüklenmesini önlemek gerekebilir. Bunun engellenmesi de yine kişinin kendisiyle barışık olması, kendisine karşı dürüst olması ile mümkündür. Kendini kabul eden hasta, iyileşme yolundaki en önemli adımı atmış sayılır. Psikoterapiye cevap verebilmek için, mutabık bir psikiyatrist seçilmeli, gerekirse hastaya uygun olan bulunana kadar birkaç kez denenmelidir. Zira bu iki olay da her ne kadar gözle görülebilir belirtilere sahip olsa da kişi, bunları tamamen içinde de yaşayabilir. Böyle bir vaziyet söz konusu olduğunda iş, yine bireyin kendisinde bitecektir. Psikolojik tedavi süresince hastanın yapması gereken başlıca şeyler kendisine vakit ayırmak, kendisini rahatlatan şeyler yapmak, zevk aldığı hobileri üzerine gitmektir. Her iki rahatsızlıkta da önemli olan bireye tekrar kendisini, hayatını ve işini sevdirmektir. Tekrar özgüven aşılamak ya da kendini değerli hissetmesini sağlamak adına onu dinlemek ancak fazla üzerine titrememek sağlıklı olacaktır. Depresyondaki kişiye öğüt vermemeli, nutuk çekmemeli ya da yönlendirme yapılmamalıdır. Tükenmişliğin düzeyine göre de bireye tavsiyelerde bulunulabilse de en doğrusu her zaman psikolojinin yardımına başvurmak olacaktır.

Toplum içerisinde aslında sık olarak karşılaştığımız belki de görmezden geldiğimiz iki adet medikal rahatsızlık hakkında bilgilendirme yapıldı. Bunların ışığında çevremize karşı daha duyarlı olmamızın, yalnızca birey değil toplum sağlığı açısından da önemi büyüktür. Bireylerin birleşmesi toplumu meydana getirir. Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumlar demektir. Geleneklerimiz gereği onlarca insan duygularını ve düşüncelerini saklamak durumunda kalıyor. Psikoloğa görünmenin veya terapi almanın yanlış olduğuna inanan çoktur. Psikolog yardımı almanın, düşüncelerini açmanın yanlış bir yanı yoktur. Bahsedilen iki hastalıkta da izah edilmek istenen noktalar bunlardır. Öz benlik çatışması yaşayan genç bireylerden ölüm korkusu yaşayan yaşlı bireylere kadar herkeste görülebilecek hastalıklardır. Duyarsız olmanın sonuçlarının ağır olmaması için düşünerek konuşmalıyız. Duyarsız olunursa, duygularını bastıran kişilerin hayatlarını riske atma ihtimali yükselir. Birisinin günaydın demesi, birçok kişinin hoşça kal demesinden yeğdir.

What do you think?

Written by Gökhan Arslanlı

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Dumbbell Nedir?

Gayrimenkul Danışmanı Nedir?